Milas Çizgi Gazetesi

ŞERİAT NEDİR?

ŞERİAT NEDİR?
Süt Birliği
Müfit DemirkolTÜM YAZILARI
259 okundu Okundu
04 Temmuz 2023 - 12:06
Süt Birliği

Şeriat, Kur’an âyetleri ile Muhammed’in söz ve fiillerinden oluşan naslardan alimler sınıfının çıkarımları ile oluşturulan dini kanunlar toplamıdır.

İslam’da ibadetler (farz-vacib kabul edilen), muameleler ve cezalarla ilgili tüm kavram ve kuralları kapsar. Tarihsel seyir içerisinde kanun ve kuralların teorik (usul) ve pratik uygulama (füru / fetva) çalışmaları ile ilgilenen ve isimleri öne çıkan kişiler adına belirli toplum ve devlet yönetimlerinin de tercihlerini yansıtan fıkıh mezhepleri ortaya çıkmış, ancak şeriat hiçbir zaman tek başına geçerli bir hukuk sistemi olmamış, Ömer veya Emevilerden itibaren “örfi hukuk” ile birlikte kullanılmıştır.

Şeriat’ın “insanlar arası ilişkiler bölümü” 1850’lerden itibaren “İslam hukuku” olarak yeni bir isimle sunulmaya başlanır. İslam hukukunda yer yer modern hukukla benzer argümanlar kullanılmasına rağmen aralarında bir takım temel farklar vardır. İslam’da hukuki argümantasyon olarak -insanların birbirlerinin maddi ve manevi alanlarına girmelerini yasaklayan- hak (kul hakkı) ve -üst makamın alt grup insanlara dengeli davranmasını içeren- adalet kavramları ön plana çıkarılır.

Geleneksel İslam fıkıhçıları dini emirleri terk eden kişilerin mürted kabul edilip edilmeyeceğini de tartışmışlar ve bu konuda belirli eğilimler ortaya koymuşlardır. Yaşanan tartışmalar yoğunlukla şeriata göre namaz, oruç ya da zekâtın terki ya da reddedilmesi gibi eylemlerin cezalandırılıp cezalandırılmayacağı ile ilgili değil, cezalandırılma ya da öldürülmeleri sonrasında bu kişilerin cenazelerine yapılacak işlemlerle ilgilidir. Bu kişiler mürted kabul edildiklerinde cenaze namazları kılınmaz, Müslüman mezarlığına gömülemez, miras bıraktıkları devlet hazinesine kalır.

Laik ülkelerde farz, helal, haram gibi kavramlar sadece bir vaaz ve retorik dili olabilirken şeriat yönetimlerinde bunların çok ciddi sonuçları olabilir. Afganistan’da Devrimci Kadın Birliği’nin 26 Ağustos 2001 günü gizlice kayda aldığı görüntüler. Burka giyen kadın, Taliban anlayışında haram kabul edilen yüzünü açtığı için iyiliğin emredilmesi ve kötülüğün men edilmesinden sorumlu din polislerince halk ortasında sopayla cezalandırılıyor.

Ulu Önder Mareşal Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün, düşmanları yurdumuzdan kovduktan sonra gerçekleştirdiği ve hepsi bir bütün olan devrimlerinin en önemlisi laikliktir. O, sadece yurdumuzu, ulusumuzu düşman saldırısından kurtarmakla kalmadı, kurtardığı yurdun bir daha her yönden öyle kötü bir duruma düşmemesi, kişi özgürlüğüne, hak ve eşitlik ilkelerine dayanan cumhuriyet rejiminin sonsuza dek sapasağlam ayakta durabilmesi için birbirini tamamlayan bir dizi köklü devrimler yapmıştır. Gazilik ve mareşallik gibi dinî ve askeri en yüce iki rütbeyi taşıyan ATATÜRK, askeri dehasının erişilmezliği yanında asıl bu devrimci yönüyle dünya tarihindeki şanlı, şerefli yerini almıştır.

Laiklik, cumhuriyet rejiminin ayrılmaz bir parçasıdır; çünkü cumhuriyet rejimi, toplumun, kendi seçtiği kişilerden oluşan meclislerce kendi kendini yönetmesidir. Bu yönetim, yasama, yürütme ve yargı güçlerinin ayrı ellerde olmasıyla gerçekleşir. Yasama, yani kanun yapma işi Millet Meclisinin görevidir. Yürütme ve yargı bu yasalarla olur. Bir başka deyimle cumhuriyet rejiminde toplumla ilgili işler insanların yaptığı kanunlarla yürütülür.

Genel ve klasikleşmiş tanımlaması ile din ve dünya işlerini birbirinden ayırmak, toplumu din kuralları ile değil, meclislerin düzenlediği yasalarla yönetmek, dini duyguları, inancı ve ibadeti, halkın özgür vicdanına bırakmaktır.

Gerçek bu iken kimileri laikliği, işlerine öyle geldiğinden ya da bilmediklerinden, dinsizlik ya da körü körüne bir batılılaşma özentisi gibi göstermek isterler. Laik düzende kimse kimsenin inancına karışamaz, kimse kimseyi herhangi bir inanç doğrultusunda zorlayamaz. Hangi din ve kökenden olurlarsa olsunlar bütün yurttaşlar dini duygu, inanç ve ibadet yönlerinden eşit hak ve özgürlüğe sahiptirler. Herkes istediği gibi inanır ve ibadet eder ama kimse kimseye benim gibi inanacaksın, benim gibi ibadet edeceksin diye zorlayamaz. Herhangi bir dinin lehinde ya da aleyhinde propaganda yapamaz.

Bu, gerçekte dine aykırılık veya dinsizlik değil tersine dine kişilik, müminin vicdanına özgürlük vermek onun, inandığı dini özgürce ve içtenlikle benimsemesini, ibadetini özgürce yapmasını sağlar.

Türlü mezheplerin geliştirdiği birbirinden ayrı hukuk sistemleri, İslam topluluklarını tek bir şeriat düzeninde birleştirmekten çok, ayrılık nedeni olmuştur. Bugün ise insanlar birçok alanda ortak davranışlara, ortak kuralları benimsemeye yöneliyor. Gümrük birliği, haberleşme birliği, ortak pazar, ortak sportif çalışmalar vb. gibi şeyler bunu gösteriyor. Birçok devletler arasında pasaport vizesi kalkmıştır.

Bütün bunlar gösteriyor ki dâhi lider Atatürk, laiklik ilkesini uygulayarak dine en büyük saygıyı sağlamıştır. Kendisi dine karşı değil tersine, din sömürücülerine, tekkelerde çöreklenip halkın sırtından geçinen asalaklara, tarikat şeyhi taslaklarına, türbelere çaput bağlayıp ölülerden yardım umanlara ve üfürükçülere karşı idi.

O, İslamiyet’te tek tarikatın Peygamberin çizdiği yol olduğunu, İslamiyet’in şekle değil, ruha önem verdiğini biliyordu.

Memleketimizde din anlayışındaki çelişkiler, din ile dünya işlerinin birbirine karıştırılmasından ileri gelmektedir. Din işleri: inanç, ibadet, helal ve haramdır. Ötekiler dünya işleridir. Bunları birbirine karıştırmamak gerekir… Bu anlayış dinsizlik demek değil, Tanrının, kulun ve devletin hak ve görevlerini ayırmaktır ki laiklik budur. Her şey din kavramının içine sokulursa içinden çıkılmaz sorunlar doğar. Nitekim bir zamanlar sakal bıyık kesme; pantolon, şapka veya fes giyme, kravat takma, gömlek giyme; çatal kaşık kullanma, masada ve ayrı kapta yemek yeme, doktora muayene olma, diş doldurtma, kolonya sürünme, ispirto ocağında yemek pişirme vb. şeyler söylemek suretiyle yiyip içmeye, sağlık işlerine ve giyinmeye karışılmıştır.

Bunlar din konusu değil, kişinin sağlığı ve rahatlığı ile ilgili şeylerdir. Bunların doğru dürüst halka anlatılması, ülkemizin güvenlik ve mutluluk havasında gelişmesi için en gerekli şey, yetenekli, hoşgörülü, hiçbir parti hizmetinde olmayan yansız din adamları yetiştirilmesi ve onların, iyi ahlaklılıkları ile halka örnek olmalarının sağlanmasıdır.

Avrupa’nın üstünlüğü, birinci derecede bilime önem vermesinde, kilisenin, toplumun işlerine karışmamasında ve din adamlarının bilgili, kültürlü ve hoşgörülü olmasındadır.

“Münhasır devletler” seviyesine gelinebilinmenin yolu dini inançlarımız ile yaşamımızı karıştırmamakla başlar.

İslam hukukunda ki Allah ile kul arasına girilmemesinin önemini anlayıp, davranışlarımızı ve ibadetlerimizi bu noktalarda, Allah’ın emirlerine uyarak yaşamamız gerekir.

REKLAM ALANI

(336x280px)

Anasayfa Sağ Bloka Esnek veya Sabit ölçülerde SINIRSIZ reklam alanını şablon olarak ekleyebilirsiniz. Şuan örnek olarak sadece 2 reklam kullanıldı.
POPÜLER FOTO GALERİLER
POPÜLER VIDEO GALERİLER

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.

Araç çubuğuna atla